Herkese kalbinde, zihninde ve hayatında bir mum yakmasını dilerim.
Çoğu zaman karanlıkta kalmayı aydınlığa tercih ederiz. Hatta bazen karanlıkta yaşamayı erdem sayarız. Çünkü karanlıkta sadece görmek istediklerimizi görürüz. Kendimizi ve başkalarını istediğimiz şekilde yönlendirmek hoşumuza gider. Aydınlıkta ise görmek istediklerimizi değil gerçekleri görürüz. Ve gerçekler büyük bir sorumluluk ve özen gerektirir.
“Hintliler karanlık bir ahıra bir fil getirip halka göstermek istediler.
Hayvanı görmek için o kapkaranlık yere bir hayli adam toplandı. Fakat ahır o kadar karanlıktı ki gözle görmenin imkânı yoktu. O, göz gözü görmeyecek kadar karanlık yerde file ellerini sürmeye başladılar.
Birisi eline hortumunu geçirdi, “ Fil bir oluğa benzer “ dedi.
Başka birinin eline kulağı geçti, “ Fil bir yelpazeye benziyor “ dedi.
Bir başkasının eline ayağı geçmişti, dedi ki: “ Fil bir direğe benzer.”
Bir başkası da sırtını ellemişti, “ Fil bir taht gibidir” dedi.
Herkes neresini elledi, nasıl sandıysa fili ona göre anlatmaya koyuldu.
Onların sözleri, görüşleri yüzünden birbirine aykırı oldu. Birisi dal dedi, öbürü elif.Herkesin elinde bir mum olsaydı sözlerindeki aykırılık kalmazdı.
Tensel göz ancak avuca benzer, avuç bütün fili birden elleyemez ki !” Rumi – Mesnevi III: 1259-71
