“Kalp kırıklığı engellenemez, insanları ve üzerinde kontrol sahibi olmadığımız şeyleri önemsemenin doğal bir sonucudur.

Kalp kırıklığı bırakmamız gerektiği ama yapamadığımız andır, bir ziyaretçi değildir, daha ziyade en sıradan yaşamda bile her insanın girdiği bir yoldur.

Kalp kırıklığı samimiyetimizin bir göstergesidir; bir aşk ilişkisinde, işte, bir müzik enstrümanı çalmayı öğrenirken, daha iyi ve daha cömert bir öz şekillendirme çabamızda.

Kalp kırıklığı aşk ve sevginin hoş çaresizliği, önemsemenin özü ve sembolüdür.

Kalp kırıklığı bizi olgunlaştırır, ama biz genelde bu kelimeyi işler kötü gittiğinde kullanırız: karşılıksız aşk, önemsemeyen dostlar, parçalanmış hayaller. Ama aslında kalp kırıklığı insan olmanın özü olabilir, bir yerden diğerine yapılan yolculuğun özü ve yol üzerinde bulduğumuz şeyi derinden önemsemenin özü.

Ona atfedilen bütün olumsuz yargılardan bağımsız düşündüğümüzde aslında kalp kırıklığı arzumuzun derinliğini gösterir – birine ya da bir başarıya karşı duyduğumuz, dünyaya ve onun çeşitli tatmin yollarına karşı duyduğumuz.

Önemseyen bir insanın girebileceği ve sonu kalp kırıklığına çıkmayan bir yol neredeyse yoktur.”

David Whyte

Paylaş: