“Affetmek, bir kalp ağrısıdır ve başarması zordur çünkü garip bir şekilde sadece ilk yarayı ortadan kaldırmayı reddetmekle kalmaz bizi onun kaynağına daha da yaklaştırır. Affetmeye yaklaşmak, kırgınlığın doğasını kuşatmak, ve onun merkezine yaklaştığımızda tek çare olarak onunla olan ilişkimizi tekrar düşlemek anlamına gelir.
Garip bir şekilde, affetmek hiçbir zaman başta incinmiş olan yerden ortaya çıkmaz. İncinmiş benliğimiz unutamayabilir, ve belki de unutmamalıdır ve aslında o incinmiş , unutamayan kısmımız neticede bağışlamayı basit bir unutma eylemi değil şefkat eylemine dönüştürür. Affetmek, ilk başta incinmiş kimliğimizden daha büyük bir kimlik üstlenmektir, olgunlaşmak ve sadece içerideki sarsılan kişiyi sarabilmekle kalmayıp, ilk darbeyle içimizde katılaşmış olan anıları da sarabilen, bir nevi psikolojik ustalıkla bunu yaşatan kişiye karşı anlayışımızı da geliştirebilen bir kimliği ortaya çıkarmaktır. Affetmek bir yetenektir, bireysel bir yaşamda netliği, akıl sağlığını ve cömertliği muhafaza etme yolu, zihnimizi kendimiz için istediğimiz bir geleceğe doğru şekillendirmenin güzel bir yoludur : eğer affetmek anlayışla geliyorsa, ve eğer anlayış sadece bir zaman ve uygulama meselesiyse, o zaman aslında bir dramanın taa en başında affediyor olabiliriz, kendimizi bütün o dertlenme, aciz duruma gelme, isteksiz iyileşme ve nihai mutluluk döngüsüne sokmaktansa.
Affetmek, kendimizi bizi ilk başta incitmiş olandan daha geniş bir deneyim alanına sokmaktır. Olgunluğumuzun ışığında kendimizi yeniden düşleriz ve yeni kimliğimizin ışığında geçmişi yeniden düşleriz, kendimize bizi ilk başta inciten ve yoksun bırakan hikayeden daha büyük bir hikaye hediye ederiz.”
David Whyte
