“Biz insanlar yaşamın filizlendiği, dolup taştığı bir dünyada yaşayan milyonlarca türden biriyiz. Ancak, artık daha önce yaşamış pek çok tür yaşamıyor. Yüz elli milyon yıl boyunca büyüyüp geliştikten sonra dinazorların nesli tükendi. En sonuncusuna kadar. Hiçbir türün bu gezegende ne kadar kullanım hakkı olduğunun garantisi yok. Ve insanlar, kendi yok oluşları için araçları oluşturan, yaratan yegane varlıklar, sadece bir kaç milyon yıldır buradalar.
Biz nadir ve değerliyiz çünkü yaşam doluyuz, çünkü düşünebiliyoruz. Geleceğimizi etkileme hatta belki de kontrol etme ayrıcalığına sahibiz. Yeryüzündeki yaşam için savaşmaya dair bir yükümlülüğümüz var – sadece kendimiz için değil, bütün o bizden önce gelmiş olan, borçlu olduğumuz, insanlar ve diğerleri için, ve eğer yeterince akıllıysak bütün o bizden sonra gelecekler için. Büyüyen nükleer savaş, çevresel felaket, ekonomik çöküş ve kitlesel açlık tehditlerini global ölçekte ortadan kaldırmak üzere hayatta kalma gayesinden daha acil bir şey yok. Bu sorunlar insanlar tarafından yaratıldı ve ancak insanlar tarafından çözülebilir. Hiçbir sosyal düzen, politik sistem, ekonomik hipotez ya da dini dogma daha önemli değildir.
Acı gerçek şu gibi görünüyor: uçsuz bucaksız ve olağanüstü bir evrende yaşıyoruz, her gün güneşlerin yapıldığı ve dünyaların yok edildiği, insanlığın belirsiz bir toprak parçasına tutunduğu. Yaşamlarımızın ve kırılgan dünyamızın anlamı kendi bilgeliğimizden ve cesaretimizden geliyor. Yaşamın anlamının sorumluları biziz. Tabii ki başka türlü olmasını tercih ederdik, ama bizi önemseyecek ve bizi kendimizden koruyacak bir kozmik Ebeveyne dair saygı uyandıran bir kanıt yok. Her şey bize bağlı.”
Carl Sagan
