“Kırılganlığımızı öldürdüğümüzün göstergeleri arasında hayal kırıklığını bir yaşam biçimi olarak benimsemek vardır. Çünkü hayal kırıklığı içerisinde yaşamak hayal kırıklığını hissetmekten daha kolaydır. Bir başka gösterge de bir şey için heyecanlanmaktan kaçınmamızdır çünkü gerçekleşeceğinden emin değilizdir. Peki ama bizdeki bu kırılganlığa müsamaha gösterememe durumu nereden kaynaklıyor? Bence cevap azlık duygusu. Bize hiçbir zaman yeterlinin olmadığını söyleyen bir kültürde yaşıyoruz. Biz yeterli değiliz, yeterince iyi değiliz, yeterince güvende değiliz, asla yeterince emin olamayız ve bununla ilgili olarak belki üzerinde pek konuşmadığımız ama bence en tehlikeli olanı da su ki yeterince sıra dışı değiliz. Bu dünyada sıradan bir hayat anlamsız bir hayatla aynı anlamda kullanılıyor. Ve çoğu zaman sıradışı olanın peşinde koşmaktan gerçekten önemli olanı unutyoruz. Sıradan hayatlarımızda, hayatlarımızın sıradan anlarında aslında gerçek neşeyi ve coşkuyu bulacağımızı anlamıyoruz.

Kırılganlığımızı köreltiyoruz. Bunun kanıtı, insanlık tarihinin en bağımlı, en fazla ilaç kullanan, obez, borçlu yetişkin grubu olmamız. Sorun şu ki duyguları seçici olarak köreltemeyiz. Karanlık duyguları körelttiğimizde, kırılganlığı, yeterince iyi olamama korkusu ve utancını körelttiğimizde otomatik olarak neşeyi ve coşkuyu da köreltiyoruz. Sadece karanlık duyguları köreltemeyiz. Eğer kırılganlık keskin bir bıçak sırtıysa, neşe bunun daha da keskinidir. Kendimize, birini sevecek yumuşaklığa izin vermek, birini tutkuyla önemsemek, işte bu kırılgandır. Peki bu kırılganlığı nasıl kabul edebiliriz ? Sahip olduklarımız için şükredip ve sıradan olanı onurlandırarak.”

Paylaş: