“Çöl kimi yerde çok uzun kumluk alanlarla, kimi yerde de taşlarla kaplıydı. Kervan bir taş kütlesiyle karşılaşınca çevresini dolaşıyordu; büyük taş yığınlarıyla karşılaşınca yolunu değiştirip bu yığınların sınırını izliyordu. Deve ayaklarına ince gelen kumla karşılaşınca, kumun daha sağlam olduğu bir geçit aranıyordu. Kimi zaman, tuzla kaplı kurumuş göl yataklarıyla karşılaşıyorlardı. Hayvanlar zorlanıyor, bunun üzerine deveciler aşağı atlayıp hayvanlara yardım ediyorlardı. O zaman yükleri kendi sırtlarına alıp tehlikeli yeri geçtikten sonra hayvanlara yeniden yüklüyorlardı. Bir rehber ölürse ya da hastalanırsa deveciler onun yerini doldurmak için kendi aralarında kura çekiyorlardı.
Ama bütün bunların bir nedeni vardı: kervanın bunca dolaşmasının ya da yol değistirmesinin ve ayarlamalar yapmasının pek bir önemi yoktu çünkü hep aynı hedefi amaçlıyordu. Bütün engeller aşılıp asıl rotasına döndüğünde, vahanın hangi yönde bulunduğunu gösteren yıldızı karşısında buluyordu. Ve insanlar sabahın erken saatlerinde gökyüzünde parıldayan bu yıldızı gördüklerinde, kendilerini suya, palmiyelere, yiyeceğe ve diğer insanlara götürecek olan doğru rotada olduklarını biliyorlardı. “
Paulo Coelho-Simyacı
